Günlerden Cuma saat 8, geldi kara haber çattı kapıma gitmesini söylüyorum ısrarla geliyor yanıma…
Hastanenin en ücra köşesindeydi. Tabii kalbimin de öyle, bir anda gelen haber korkunç bir faciaya yol açsa gerek ki öyle de oldu zaten peki bu kargaşanın sebebi neydi? Bütün olanlar sahi miydi? Sahi olsa gerek hayatımın en büyük tokadını yediğimde, cevapsız kalan o soruma cevap verecek kimseyi bulamıyordum. Senden başka bırakıp gittin beni bir başıma, kalkamam bu yükün altından tek başıma geçmez oldu saat dinmez oldu acım. Saatin 8’i dünyanın sessizliği her yeri sarmış gibi doğrusu bu olanlara sessiz kalmak hiç adil değildi. Unutmak mı? Alışmak mı? Ne unutabiliyorum ne de alışabiliyorum bu kargaşaya peki ya ne yapmalı ne demeli bu olanlara dökülen gözyaşlarına, yokluğuna takatim kalmadı ne alışmaya ne de unutmaya… İtiraf edemiyorum yokluğunu kabullenmek istemiyorum gittiğini, canım çok yanıyor çare bulamıyorum. Ya sonra dinmeyen acıya beni günden güne boğan bu acıya ne demeliydi? Bunların cevabını kim verebilirdi. Gittiğinden beri hayal kuramıyorum korkudan olsa gerek, ama artık tek korkum yarın ölebilirim kendimi tanıyamadan, bazen kendimi yalanlarla avutuyorum sonu gelmeyen yalan bunlar, mektuplar yazıyorum okuman sana olan sevgimi bi’ nebze olsun anlaman için her ne kadar yalanlarla avutsam da olmuyor yerin hiç dolmuyor. Sana milyonlarca mil öteden sesleniyorum umarım duymuşsundur sesimi seni hâlâ çok seviyorum…